Brassaï’nin Gözünden Paris’te Grafiti

Gyula Halàsz (1899-1984) Macar bir fotoğrafçı, ressam, heykeltıraş, gazeteci ve film yapımcısıdır. (Britannica, 2012: ‘Brassaï’) Yaşadığı yerden ötürü ‘Brassaï’ olarak bilinen sanatçı, Paris’te dönemin en önemli sanatçılarıyla birlikte çalışmış ve başta grafiti olmak üzere sanatın avam, bohem, yeraltı formlarını yaratıcı bir şekilde kullanmıştır. Henüz 1930’larda sanatçının grafitiye gösterdiği bu ilgi, Paris sokaklarında sergilenen ve kendisi tarafından fotoğraflanarak ölümsüzleşen sanat eserlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

  Processed with VSCOcam with b5 preset   o

‘Duvarın Sundukları’(‘Proposition du Mur’), (Brassaï, 1961: 7) ‘Hayvanlar’ (‘Animaux’),(Brassaï, 1961: 32)

Grafitinin tarihi açısından, 20. Yüzyılın başındaki kübizm ya da modern sanat akımlarının doğuşuna eşlik eden ve 30 yıl boyunca Paris sokaklarındaki grafitileri belgeleyen ve bunları ‘aşk’, ‘ölüm’, ‘büyü’, ‘hayvanlar’ ve benzeri temalarla sınıflandıran Brassaï, Graffiti de Brassaï kitabıyla 1930’lar Paris’inin sokaklarını ölümsüzleştirmiştir. (Brassaï, 1961)

photo 5   photo 4

      ‘Ölüm’ (‘Le Mort’), (Brassaï, 1961: 65),                ‘Büyü’ (‘La Magie’), (Brassaï, 1961: 92)

KAYNAKLAR

  1. Brassaï (1961), Graffiti de Brassaï, Paris: Les editions du temps.
  2. Encyclopœdia Britannica (2012), ‘Brassaï’, http://www.britannica.com/EBchecked/topic/77894/Brassai

OBEY: Orwell’i Görselleştİrmek

‘Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.’ (Orwell, 2005: 81)

Frank Shepard Fairey, çağdaş sokak sanatçısı, grafik tasarımcı, siyasal aktivist ve illüstratördür. Genç yaşta bir sanat kültü haline gelen Fairey’nin tasarımlarının en önemli özelliği, hem art nouveau akımının serifli yazıları ve kenar süslemeleri ile öne çıkan sanatsal karakteristiğinin hem de modern öğeleri ve fontları ile pop-art tarzı modern poster sanatının en iyi örneklerini vermesidir. Güney Carolina’da büyüyen ve kaykay ile punk-rock kültürü ile yetişen Fairey, Rhode Island School of Design adlı dünyanın önde gelen sanat okullarından birinden mezun olmuştur. (Banet-Weiser, 2009: 6) 1989’da 70’lerin ünlü güreşçisi Andre Roussimoff – takma ismiyle Dev Andre (Andre the Giant) – portresini şablon şekline dönüştürüp OBEY (İtaat-et) sözcüğü ile birleştirerek sokak sanatının küresel kültlerinden birini meydana getirmiştir. ‘1989’dan Beri Kaliteli Muhalefet İmal Etmekte’ (Manufacturing Quality Dissent Since 1989) sloganı ile hızla yayılan OBEY kampanyası sanatçının vermeye çalıştığı mesajın anlamı hakkında yoğun tartışmalara yol açmıştır.

(Obey Giant, 1993)

(Obey Giant, 1993)

Oysa, Fairey’nin sanatsal yöntem ve felsefesi didaktik, yani alışılageldik öğretici sosyal veya siyasal mesaj verme yöntemini reddetmekte ve kendi sanatından dışlamaktadır. Gerçekten de, Dev Andre simgesinin Rhode Island’ın sokaklarını donattığı ilk günlerde sanatçının yürüttüğü sticker kampanyası, kendiliğinden ortaya çıkmış bir şakadan başka bir şey değildi. Sanatçının hiçbir anlam yüklemeden gerçekleştirdiği bu simgenin hızla popülerleşerek kamuoyunda vermeye çalıştığı mesaj konusunda merak uyandırması Fairey’nin reklam ve ekonomi, propaganda ve siyaset ile sanat ve izleyici arasındaki ilişkiyi çözümlemesini sağlamıştır. (Banet-Weiser, 2009: 6-7) Söz konusu ilişkiyi sanat felsefesi ve sosyolojik açıdan inceleyen Fairey, özellikle modern toplumu, ‘gösterilerin uçsuz bucaksız birikimi’ olarak yorumlayan situasyonist perspektif (Debord, 2012: 35) ile Martin Heidegger’in ‘şeylerin kendilerini ortaya koymalarına izin verme süreci’ olarak tanımladığı fenomonoloji ile günlük hayatta verili kabul edilen olguların görünür hale gelmesini amaçlar. (Fairey, 1990)

Yukarıda görülen posterde, sürekli gözleyen George Orwell’in ‘Big Brother’ imgesi ile OBEY sloganı bir araya gelir: ‘İtaat Et, Kendi Gözlerine Asla Güvenme, Sana Söylenene, İnan.’ (OBEY Eye, 2010)

Yukarıda görülen posterde, sürekli gözleyen George Orwell’in ‘Big Brother’ imgesi ile OBEY sloganı bir araya gelir: ‘İtaat Et, Kendi Gözlerine Asla Güvenme, Sana Söylenene, İnan.’ (OBEY Eye, 2010)

Fairey’nin, yaptığı sokak sanatının özgünlüğü, avangard’ın sonlamasıyla birlikte sıradanlaşan poster sanatının 68’lerin sokaktaki devrimci ruhuna geri dönüş yapmıştır. Ancak, Fairey’nin çalışmaları bir bütün olarak incelendiğinde, bunların hem yöntemsel hem de teorik alanlarda yeni birer sanat girişimi olduğu görülecektir. Yöntemsel anlamda didaktizm yerine ironiyi tercih eden Fairey, teorik anlamda ise yalnızca kapitalist tüketim toplumun değil, aynı zamanda George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarında ortaya koyduğu modern totaliter rejimin eleştirisini de içermektedir. Gerçekten de, OBEY kampanyası tüketim toplumunun bir eleştirisini sunan They Live adlı filmde geçen ‘Tüket. Uyu. Televizyon İzle. İtaat et.’ şeklindeki sloganından bir çağrışım olarak ortaya çıkmıştır. (Banet-Weiser, 2009: 8-9)

Yukarıda Fairey’nin Penguin Yayınları için tasarladığı George Orwell’ın Hayvan Çiftliği ve1984 adlı kitapların kapakları görülmektedir. (Animal Farm-1984, 2009)     1984

  Yukarıda Fairey’nin Penguin Yayınları için tasarladığı George Orwell’ın Hayvan Çiftliği ve1984 adlı kitapların kapakları görülmektedir. (Animal Farm-1984, 2009)

Fairey, 2008 yılında ABD başkanı Barack Obama’nın seçim kampanyasının en çok ses getiren simgesini yaratmıştır. Sanatçının siyasetle kurduğu bu ilişki, Mustafa Kemal Atatürk ya da Aung San Suu Kyi gibi dünya liderlerinin portrelerini tasarlamasıyla devam etmiştir. Tam bu noktada, küresel tüketim toplumunun CHE simgesinde en iyi ifadesini bulan sisteme karşı isyanı dahi metalaştırdığı eleştirisi söz konusu olmaktadır. (Thompson, 2013) Tıpkı, bir sanat formu olarak tanındığı andan itibaren ehlileştirilmeye ve evcilleştirilmeye çalışılan grafiti ve sokak sanatı gibi, doğası gereği illegal ve dolayısıyla asi olarak tanımlanabilecek olan sanatsal çabaların söz konusu sistem içerisinde var olmak zorunda olması ve eleştirirken bile sistemin içinde kalması üzerinde düşünülmesi gereken bir ikilemdir.

Aung-San-Suu-Kyi     Atatürk     obey-obama

          Aung San Suu Kyi, Mustafa Kemal Atatürk (2013), Barack Obama, HOPE (2008)
       KAYNAKÇA 
  1. Banet-Weiser, Sarah (2009), ‘Art, Culture, Politics: A Conversation with Shepard Fairey’, Visions and Voices: The USC Arts and Humanities Initiative, The Norman Lear Center, November 4, s. 1-31.
  2. Debord, Guy (2012), Gösteri Toplumu, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 4. Basım.
  3. Fairey, Shepard (1990), ‘Manifesto’, http://www.obeygiant.com/about.
  4. Orwell, George (2005), Animal Farm, Essex: Longman.
  5. Thompson, AK (2013), ‘İsyanın Metalaştığı Bir Çağda Walter Benjamin’ni ‘Diyalektik İmge’ Kavramı’, e-skop, Nursu Örge (çev.), http://www.e-skop.com/skopbulten/isyanin-metalastigi-bir-cagda-walter-                       benjaminin-diyalektik-imge-kavrami/1089

Subway Art (Metro Sanatı): Grafitinin New York’ta Doğuşu

Grafitinin temeli,sprey boyayla belli bir bölgenin duvarlarına imza atma anlamına gelen ‘taggin’ geleneğidir. Bu geleneğin ilk kez ve kimler tarafından başlatıldığı tam olarak bilinmemektedir. Çünkü, grafiti sanatı sprey boyanın ulaşılabilir olduğu, büyük şehirlerin banliyölerinin hareketlendiği ve sivil halk haraketlerinin yükseldiği 1950’lerin sonu ve 1960’ların başında adete kendiliğinden ortaya çıkmış bir ifade biçimidir. Bu anlamda, grafitinin ilk kez kim tarafından hangi şehirlerde yapıldığı sorusu anlamını yitirir. Kendisini tarihteki ilk yazıcı (writer) olarak tanımlayan ‘Corn Bread’ ilk grafitisini 1967 yılında yapmış olsa da, bu tarihten önce de grafiti çalışmalarına rastlanmaktadır.[1] Örneğin, Stevie Wonder’ın 1966 yılında çıkan ‘Down to Earth’ albüm kapağındaki fotoğrafta yer alan imza Corn Bread’in bu iddasını yanlışlamaktadır.

Stevie Wonder

Stevie Wonder (1966)

Yine de, grafiti sanatının ilk kez dünya kamuoyunda duyulması, New York’lu bir postacının ‘TAKI183’ takma ismiyle duvarlara marker kalemle imza atması hakkında 1971 yılı New York Times gazetesinde yayımlanan bir makale ile gerçekleşmiştir.[2]Dolayısıyla, 1969 yılında yaşadığı New York’un Yunan mahallesine imza atmaya başlayan TAKI, grafiti yapmakla ünlenen ilk yazıcıdır.[3]

 

'TAKI183' Photo by Allie Mersiello

‘TAKI183’ Photo by Allie Mersiello

Bugün bildiğimiz anlamıyla grafiti sanatının oluşmasında New York şehri duvarlar ve metrosunun taşıdığı temel önem inkar edilemez. Gerçekten de günde ortalama beş milyon yolcu taşıyan New York Metrosu bir grafiti müzesi olarak değerlendirilebilir.[4]

 

[1] Güneş, Sabri (der.) (2009), Sokak Sanatı, İstanbul: Artes yayınları, s.6

[2] Charles, Don Hogan (1971), ‘Taki 183 Spawns Pen Pals’, The New York Times, 21 Haziran, s.37

[3] Taki183 (2009), Biography, taki183.net, http://taki 183.net/#biography

[4] Müller, Nils (2013), Vandals, Almanya: Publikat.

Meksika Duvar Sanatı Üçlüsü: Rivera, Orozco ve Siqueiros

Michelangelo - Kıyamet günü (Sistine Chapel, Vatican City, 1536-1541)

Michelangelo – Kıyamet günü (Sistine Chapel, Vatican City, 1536-1541)

Duvar resmi, eski çağlardan beri ‘fresk’ (fresco) tekniği ile uygulanmış ve başta Michelangelo’nun ‘Kıyamet Günü’ adlı eseri olmak üzere, Rönesans’ın en büyük yapıtları duvar resmi formunda oluşturulmuştur. Modern çağa gelindiğinde ise sokak sanatının isyancı bir tavırla gerilla sanatı olarak doğmasındaki öncü rol, gerçeküstücü duvar resimleriyle sesini duyuran ve büyük ilgi uyandıran ‘Üç Büyükler’ (‘Los Tres Grandes) Diego Rivera, Jose Clemente Orozco ve David Alfaro Siqueiros adlı Meksikalı mural sanatçılarıdır.[1] Sosyalizmin simgelerini sanatın geleneksel dolaylı yoluyla değil, doğrudan ve siyasal çizgileri renklere dönüştürerek yeniden üretmişlerdir. Sanat, o ya da bu şekilde, gerçekle ilgilidir; ama aynı zamanda, gerçekliğin içinde var olmayan, onu dönüştürüp aşandır. Gerçekten de sanat, içine sıkıştırıldığı kalıpları redderek hep özgürlüğüne yönelmiştir, tutsak edildiği kafeslerden yeni formlar ve türevleri yoluyla kurtulmuştur. Başka türlü gerçekliği bozan sürrealizm ve gerçekliğe devrimci bir şekilde saldıran gerilla sanat, sadece birkaç dahinin zekasının ürünü olurdu.

Meksika mural üçlüsünün ülkesi ve insanlarının yaşamlarını konu alan çalışmaları ve Frida Kahlo ile yaşadıkları efsanevi aşk sayesinde en çok tanınanı Rivera’dır. (1886-1957) Rivera’nın sanat yaşamı, 1921 yılında hükümetten aldığı siparişle başlamış ve ressam ülkenin kamu binalarını büyük tartışmalara yol açan duvar resimleriyle donatmıştır.[2] Bu duvar resimlerinden bazıları, ulusal alanı aşarak küresel düzeyde bir siyasi ve sanatsal ihtilafa yol açmıştır. Örneğin, ünlü Rockefeller ailesi tarafından Rivera’ya New York’taki Rockefeller Binası’nın giriş duvarına yapılamak üzere ‘İnsan: Evrenin Yöneticisi’ adlı bir duvar resmi sipariş edilmiş; ancak, çalışma daha tamamlanmadan ve içinde barındırdığı Lenin figürü ve Sovyetler Birliği 1 Mayıs yürüyüşü sahnesinden ötürü 1934 yılında Nelson Rockefeller’ın emriyle yıkılmıştır. Yıkımı sırasında fotoğrafladığı çalışmasını Rivera, ‘Kavşaktaki Adam’ (‘Man at the Crossroads’) yeni adıyla Meksika’da yeniden üretmiştir.[3]

Diego Rivera - 'Kavşaktaki Adam'

Diego Rivera – ‘Kavşaktaki Adam’ (Mexico City, 1934)

Meksika’daki duvar resmi sanat hareketinin bir diğer öncüsü Orozco (1883-1949), ilk başlarda Rivera’nın gölgesinde kalmış olsa da akademisyenler ve sanat eleştirmenleri tarafından yeniden gündeme getirilmiştir. The New York Times muhabiri Damien Cave’e göre, Orozco’nun çalışmalarının son zamanlarda daha çok takdir görmesinin arkasında Rivera’nın Meksikayı idealize etmesine karşılık, Orozco’nun onu sert bir şekilde eleştirmesi yatmaktadır.[4] Çatışma, kaos ve sefaleti konu alan Orozco’nun çalışmaları, Meksika  duvar resim sanatının temelini oluşturur.

0rozco, 'Omniciencia' (Azulejos, 1925)

0rozco, ‘Omniciencia’ (Azulejos, 1925)

Son olarak, hem bir sanatçı hem de radikal bir siyaset insanı olan Siqueiros (1896-1974), 1920’ler ve 1930’lar Meksika’sındaki duvar sanatı üçlüsünün en genç ve en politik olarak radikal üyesidir. Siquerios, duvar resimlerini ‘anıtsal kahramanca ve kamusal bir sanat’ olarak savunmuştur.[5] Gerek protest karakteri gerekse sokak duvarını sanatın icra edildiği bir yüzeye çevirmesiyle Meksika mural geleneği, kamusal alanı siyasallaştıran gerilla sanata hem yöntem hem de içerik olarak ilham kaynağı olacaktır.

Siqueiros 'Tecpan' (Mexico City, 1944)

Siqueiros ‘Tecpan’ (Mexico City, 1944)

[1] Arıklı, Ercan (gen.) (1975), Devrimler ve Kültür Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul: Gelişim Basım ve Yayın, Cilt.5, s. 226

[2] Diego Rivera (2010), Diego Rivera, His Paintings, and Murals, http://www.diegorivera.org

[3] Diego Rivera (2010), Man at the Crossroads by Diego Rivera, http://www.diegorivera.org/man-at-the-crossroads.jsp#prettyPhoto

[4] Cave, Damien (2013), Mexico’ Not-So-Favorite Son, The New York Times, http://www.nytimes.com/2013/11/17/arts/design/the-legacy-of-the-painter-jose-clemente-orozco-is-revived-html

[5] Museum of Modern Art (2011), David Alfaro Siqueiros, moma.org, http://moma.org/collection/object.php?_id=79146­